Z/AMAN...

Nisan 24, 2008 -Kategori: ENNANIN KELIMELERI

Çığlıklar geliyor; uzaklardan...
Orta yerindeyim, zamanın...
Varla, yok arası...
Belki, gecenin yarısı...
Belki de, sabahın tenhası...
Issız hayatımda, tekil yürüyor;
Hayata, çoğul söyleniyorum...
Gardiyanım, zaman!...
Tek yönlü durakta, inecek var!...
ENNA

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

hece...

Nisan 24, 2008 -Kategori: ENNANIN KELIMELERI

Yalın ayak, acelem peşimde...
Yaşım gözümde;

Yas'ım, yaslanmış yüreğime...

Yalın ayak, acelem peşimde...
Vakitlerden, tebessüm...

Yalın ayak, acelem peşimde...
Saatlerden belli ki; gece...
Adın, hala dilimde hece...

ENNA

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ZOR...

Mart 6, 2008 -Kategori: ENNANIN KELIMELERI

Ah, gönlümün çiğ tanesi...

Kederden kızıl yaprak olmak mı?...

Gözbebeğinin pınarından düşen yaş olmak mı, daha zor?...

Her birinde diğeri olmadığına göre; ikisi de yanan kor...

Yakar düştüğü yeri, zor; çok zor...

ENNA (10.05.07 /20.45)

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ZAMAN BAŞUCUMDA...

Mart 6, 2008 -Kategori: ENNANIN KELIMELERI

Parmaklarımın ucunda; zamanın başucundayım...

Hayat mola verdi; ömrümün orta yerinde...

Beni beklemesi için, zamanı ikna edemedim...

"Ne  olur, bana ayrıcalık yap da diyemedim"...

Parmaklarımın ucunda, gecenin yarısında;

Uzandım yatağımın kıyısına...

Derin düşünüp; sessiz söylendim...

Hayat bana; ben, kendime yüklendim...

Parmaklarımın ucunda kelimeler...

Yüreğim kabarıp söz olmuş, kağıda akseder...

Zaman başucumda;

 Ömrümde mesaisi bitsin diye, bekler...

Ben zamanı; zaman ömrümü, bekleşir dururuz...

ENNA

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

BAZEN...

Mart 6, 2008 -Kategori: ENNANIN KELIMELERI

Kelimeler,  bazen bizim;

Bazen de, biz sarf ettiğimiz kelimelerimizin;

Esiri oluruz...

Kendimize itiraf etmemiz, zor olsa da...

ENNA

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bhutan'ın Aydınlanma Deneyimi...

Mart 6, 2008 -Kategori: ENNANIN OKUDUKLARI

Yazı: Brook Larmer
Fotoğraf: Lynsey Addario

Himalayalar'daki küçük krallık, yoksulluk ve kendini dış dünyadan soyutlama politikasını, "Gayri Safi Milli Mutluluk" ve demokrasiye geçişle takas ediyor.


Önce trompetin yüksek, berrak sesi geliyor. Ardından, bu sesin kendine çektiği Budist hacılar... Güneş, Himalayalar'da, Bhutan Krallığı'nın başkenti Thimphu üzerinde yükselen dağların ardında kaybolurken, günün son ayini de başlamak üzere... Kalabalığın bir ucunda, çok uzaklardaki köylerinden üç günlük bir yolculuk sonunda -ilk kez- büyük kente gelmiş olan, eski püskü giysiler içindeki köylüler var -ve bu kent, olasılıkla, dünya genelinde trafik lambası olmayan tek başkent. Betel cevizinden lekelenmiş dişleriyle koyu kırmızı giysileri uyum içinde olan kolkola girmiş bir grup Budist rahip, meydanın tam ortalarına doğru bir yerlerde toplanıyor.

 

Rahipler, köylüler ve kent sakinleri, onları o dakikada orada bir araya getiren olaya bir ucundan tanık olabilmek için itişiyor: Kalabalığın ortasında, parlak turuncu tişörtü dizlerine kadar sarkmış küçük bir erkek çocuğu var. Bu çocuk -yedi yaşındaki Kinzang Norbu- temponun hızlanmasıyla kendini yere atıyor ve sırtının üstünde öylesine bir hızla dönmeye başlıyor ki, safran rengi bulanık bir görüntüye dönüşüyor. Uçan dişi kaplan ve "Kaçık Kutsal Kişi"nin diyarı Bhutan'ın mistisizmiyle yoğrulmuş olan kalabalık, Norbu'nun, Budist bir azizin fırıl fırıl dönen reenkarnasyonu olduğu inancına kapılabilir. Ama Norbu'nun sunduğu bu dünya, onlar için aslında çok daha mistik. Hoparlörlerden bangır bangır yayılan ses bir Budist duası değil; Shakira'nın, beyaz bir Macintosh dizüstü bilgisayardan çevreye yayılan, müstehcen sözlerle dolu popüler şarkısı "Hips Don't Lie"ın açılış ritimleri. Ve Norbu ellerini kullanmaksızın kafasının üzerinde dönerken sıyrılan tişörtü, küresel gençlik kültürüne duyduğu saygıyı gözler önüne seriyor; bileklikli kırmızı Nike spor ayakkabılar, üzerinden dökülen Adidas eşofman altı ve çentikli harflerle yazılmış, grup arkadaşları ile kendilerine seçtikleri adı heceleyen geçici dövme: "B-Boyz." Şarkı sona ererken Norbu, yüzünde hınzır bir gülümsemeyle, çete selamı veriyor. B-Boyz grubundan arkadaşları ıslık çalıp tezahürat yapıyor.

 

Rahiplerin yüzünde, kırmızı dişlerini ortaya çıkaran şaşkın bir gülümseme var. Peki güneşten kavrulmuş köylüler? Onlar da gördüklerinden pek bir şey anlamamış gibi. Bu çocuk, Budist "aydınlanma"ya ulaşmak için dönen maskeli bir dansçı olsaydı, gördükleri onlar için anlam ifade edebilirdi. Ama, tüm bu karşılıklı anlaşılmamaya rağmen, söz konusu bu an onları bir araya getiriyor. Norbu, tek bir akıl almaz gösteriyle, olanaksızı gerçeğe dönüştürmeye -dengeyi yitirmeksizin orta çağlardan 21. yüzyıla atlamaya- çalışan bir ulusun özünü yakalamayı başarıyor.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

AKLINDAN NELER GEÇİYOR?...

Mart 6, 2008 -Kategori: ENNANIN OKUDUKLARI

Yazı: Virginia Morell         
Fotoğraf: Vincent J. Musi

 

Akıllı hayvanlar bizlere icat etme, plan yapma, değerlendirme -ve hatta aldatma- becerilerimizde yalnız olmadığımızı söylüyor.


1977'de Harvard'dan yeni mezun olan Irene Pepperberg çok cesur bir girişimde bulundu ve bir hayvanla konuşarak aklından neler geçtiğini öğrenmeye kalkıştı. Alex adını verdiği bir yaşındaki bir Afrika gri papağanını, İngiliz dilindeki sesleri çıkarmayı öğretmek amacıyla laboratuvarına götürdü. "İletişim kurmayı öğrenirse, ona dünyayı nasıl gördüğüne ilişkin sorular sorabilirim diye düşündüm."
Pepperberg Alex'le diyalog kurmaya başladığında, bilim insanlarının çoğu hayvanların hiçbir düşünceye sahip olmadığına inanıyordu. Hayvanlar sadece birer makineydi; uyaranlara tepki göstermeye programlı, ama düşünemeyen ya da hissedemeyen robotlar... Evcil hayvan sahibi olup da bu görüşe katılacak insan yoktur. Bizler köpeklerimizin gözlerinde sevgiyi görür, ve elbette, Benek'in düşündüğünü ve hissettiğini biliriz. Ancak bu tür iddialar halen çok tartışmalı. İçgüdülerimiz bilim sayılmıyor ve insanın duygu ve düşüncelerini bir başka hayvana yansıtması hiç de zor değil. Peki, o halde, bir bilim insanı bir hayvanın düşünebildiğini -yani dünya hakkında bilgi sahibi olup ona göre davranabildiğini- nasıl kanıtlayabilir?
Pepperberg, "Alex'le yaptığım çalışmalara başlamamın nedeni de bu" diyor. Onlarla ilk buluşmamda, Brandeis Üniversitesi'nde, Pepperberg'ün yük vagonu boyutlarındaki penceresiz laboratuvarında oturuyorlar -Pepperberg masasında, Alex de kafesinin üzerinde... Zemin gazetelerle kaplı, raflara renkli oyuncaklarla dolu sepetler tıkıştırılmış. İkisinin bir ekip olduğu açıkça görülüyor. Ve yaptıkları bu çalışma sayesinde, hayvanların düşünebildiği görüşü o kadar da mantıkdışı görünmüyor.
Bazı beceriler, daha yüksek zihinsel yeteneklerin önemli göstergeleri sayılıyor: İyi bir hafıza, dilbilgisi ve simgeleri kavrama, öz farkındalık, başkalarının davranışlarının nedenlerini anlama, başkalarını taklit etme ve yaratıcılık... Araştırmacılar, zaman içinde gerçekleştirdikleri yaratıcı deneylerle bu yetenekleri başka hayvan türlerinde de belgeleyerek, bir yandan biz insanları farklı kıldığını düşündüğümüz noktaları yavaş yavaş ortadan kaldırırken bir yandan da bize kendi becerilerimizin kaynağına ilişkin bir kapı aralıyor. Çalıkargaları diğer çalıkargalarının hırsız olduğunu ve saklanan yiyeceklerin bozulabildiğini biliyor; koyunlar yüzleri tanıyabiliyor; şempanzeler, termit yuvalarını karıştırmak için çeşitli aletler ve hatta küçük memelileri avlamak için silah kullanıyor; yunuslar insanların hareketlerini taklit edebiliyor. Ve papağan Alex de şaşırtıcı derecede iyi bir konuşmacı çıkmış...
"Alex araştırmaları"nın başlamasından 30 yıl sonra bile, Pepperberg ve -üyeleri zaman içinde değişen- bir asistanlar grubu Alex'e İngilizce dersi vermeye devam ediyor. Daha genç iki papağanın yanı sıra insanlar da Alex'in sürüsü işlevini görerek ona her papağanın arzu ettiği sosyal ortamı sağlıyor.
Ne kadar küçük olursa olsun, her sürü gibi bu sürüde de dramatik olaylar eksik olmuyor. Alex diğer papağanların üzerinde baskı kuruyor, zaman zaman Pepperberg'e kızıyor, gruptaki diğer kadınlara ancak tahammül ediyor, bir erkek asistan ziyarete geldiğinde kendini kaybediyor. (Alex'in bana ne kadar mesafeli olduğunu gören Pepperberg, "Erkek olsaydın, şu an omzuna tünemiş, kulağına fıstık kusuyor olurdu," diyor.)
Pepperberg, Alex'i Chicago'daki bir evcil hayvan dükkânından almış. Onu mağazada çalışan kişinin seçmesine izin vermiş; çünkü, daha sonra diğer bilim insanlarının, çalışmaları için bilerek diğerlerinden akıllı bir kuşu seçtiğini düşünmelerini istememiş. Alex'in beyninin ceviz içi kadar olması, çoğu araştırmacıya, Pepperberg'ün türlerarası iletişim çalışmasının boşa çıkacağını düşündürmüş.
"Bazı insanlar böyle bir şeyi denediğim için bana deli demişti," diyor. "Bilim insanları, şempanzelerin -konuşamamalarına rağmen- daha iyi bir çalışma konusu olacağını düşünüyordu."
Bugüne kadar şempanzelere, bonobolara ve gorillere bizlerle iletişim kurmaları için işaret dili ve simgeler öğretildi ve genellikle etkileyici sonuçlar elde edildi. Örneğin araştırmacılarıyla "konuşabilmek" için yanında simgeli iletişim tahtası taşıyan Kanzi adlı bonobo, düşüncelerini ifade etmek amacıyla simgelerden kombinasyonlar oluşturdu. Ama yine de bu, bir hayvanın başını kaldırıp size bakması ve ağzını açıp konuşmasıyla aynı şey değil...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

SİSLERDE SAKLI...

Mart 6, 2008 -Kategori: ENNANIN PENCERESI

Fotoğraf: Niyazi Selçuk, İstanbul

Sanat eğitmeni ve fotoğrafçı Niyazi Selçuk, sisli bir kış günü objektifini Karaköy rıhtımından Boğaz'ın girişine yönelttiğinde, bu görüntüyü yakalamış. Selçuk, "İnsanların oradan oraya yer değiştirdiği bir koşuşturmanın içinden, kalabalığı ve gürültüyü çıkartıp, sisli bir İstanbul siluetini yalnızlaştırdım" diyor. Sis, İstanbul'un yeni sahiplerinin üzerini örterken, İstanbul'a kimliğini veren Ayasofya Müzesi, Sultanahmet Camii ve bir vapur aynı karede buluşuyor.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

FOTOGRAF...

Mart 6, 2008 -Kategori: ENNANIN PENCERESI

Fotoğraf: Gürkan Çetin,  Yedigöller (Bolu)

Mesleği nedeniyle sık seyahat etme olanağı bulan sigortacı Gürkan Çetin 10 yılı aşkın bir süredir fotoğraf çekiyor. Sonbaharın eşsiz renklerini sunan Yedigöller'e yaptığı bir gezi sırasında arkalarda kalmış, ziyaretçilerini bekleyen boş masa ve ateş kırmızısı yaprakların oluşturduğu görüntü Çetin'e yalnızlığı ve hüznü hissettirmiş. Bu fotoğrafı çekerken, "Hayata dair bir iz bırakacaksam, adı fotoğraf olmalı" diye düşündüğünü söylüyor.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

BALIKÇI...

Mart 6, 2008 -Kategori: ENNANIN PENCERESI

Fotoğraf: Avi Behar Ayvalık, Balıkesir

Avi Behar, aydınlanmaya yüz tutmuş karanlığın içinde parıldayan küçük balıkçı teknesinin şiirsel görüntüsünü sabah 05.30 da yakalamış. Behar, Ayvalık'ta görüntülediği o an için "Çevredeki sadeliği ve mutlak sessizliği deklanşör sesiyle bozmak zorunda kaldım" diyor. Tekstil sektöründe çalışan 32 yaşındaki Behar, iki yılı aşkın bir süredir amatör olarak fotoğraf çekiyor.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

HAYAT HABERDİR...

Yaşamın; hayatıma yansıması ve gerçekle kırılmasından ortaya çıkan renk kırıntılarından, örülü bir gökkuşağı...

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro